background

Kimi Gözdeki Parıltı Nedir?

Bir insanın gözlerini parlatan şey nedir? Popüler bir eğlence merkezinde geziyorum; yüzlerce, binlerce insan var. Gözlerinde ışık olan birine denk gelme şansım nedir? Tamam hak yemeyeyim, elbette gözleri parlayan birileri vardır. Ama 3 lumen demiyorum yani; zeka pırıltısı, hırs kıvılcımı falan değil sorduğum, insanın içini aydınlatan cinsten bir ışık.

gozdeki parilti

 

GDO’lu İnsan

1 kişi gördüm de, o düşündürdü aslında beni. Görmeye görmeye unutuyor insan göze düşen ışığın varlığını. GDO’lu besin devrinde doğup organik bir domates yediğinde domatesin gerçekte ne olduğunu ilk defa anlamak, ve sonra artık diğer tüm o ‘domateslerden’ haz alamamak gibi. Bir anlam ifade etmeyen onca göz… Girmeye merak duymadığın onca kapı. Aslında bunu normal bulacak kadar buna alışmak hariç bir sakınca görmüyorum. ‘İnsanlık da çok bozdu’ demeyeceğim, sadece bu koşullarda dahi hatırlamamız gereken bir içimiz, özümüz, varlığımız var. Aslında ne hissettiğimizin farkında değilmiş gibi taklitlere gömülmek, başkalarına değil, kendimize bu yalanı diretmek acı olan.

Belki de güzeli, yanlış yerde arıyorsundur diyen iç sese şu cevabı veriyorum: ‘İyi de zaten dağda derviş olmak kolay, asıl gelip pazaryerinde olmak mesele – derler hani…?’. Bu yüzden bu hengamede o insanın içini hatırlatan bakışlara rast geldim mi, bir tutulma hali… Ay tutulması mı desem, güneş mi, hangi sembol yerinde bilemedim, yoksa dil mi??

Bir yanım dalga geçiyor benimle, ‘bahar geldi, doğanın üreme mevsimi başladı, senin de tesadüfen bu sıralar ‘gözlerde anlam’ arayışın arttı he?’ diyor; hemcinslerimin gözleriyle fazla da ilgilenmediğimi ima ederek. Doğruluk payı var mı, e yok değildir; ama bu mevsimsiz ve cinsiyetsiz bir ilgi, bunu söylerim.    

 

Yansımaya Tutulmak

narsizmNarsissus’un hikayesini çoğumuz biliriz: Narsissus sudaki yansımasını görüp kendine aşık olan, ve gördüğü yansımanın başında zamanla eriyip ölen mitolojik bir kahraman. Kendine hayran olma ve kendinden başkalarını düşünmeme durumuna bu yüzden ‘narsizm’ deniyor. Bir arkadaşım bir gün bu hikayenin hiç fark etmediğim bir yüzüne dikkat çekti: ‘Kendini çok sevmek’le karıştırılan narsizm aslında tam tersi, insanın kendisini sevememesi demektir. Narsizm kendine dair bir imgeyi sevmektir, kendini değil. Narsissus’un kendi yansımasına aşık olması aslında bir lanettir.’

Suda gördüğü görüntüsüne ulaşmak ister, dokunamaz, kavuşamaz, ama başından ayrılamaz da. Hapsolur. Elini yansımaya doğru uzatarak asla ulaşamaz kendisine, tam tersi, kendinden uzaklaşır. Hapsolmuştur, çünkü kendisine ötede ulaşmaya çalışır. Yanlış adrese yollandığından yerine ulaşamayan yoğun ilgi ve sevgiyle bir yanılsamanın tutsağı eder kendi kendini. Temas ettiğindeyse, görüntü dağılır. Kendi imgemizi yansıtan kişilerin başında kalakalmamız, ama ulaştığımızda umduğumuz tatmini bulamamamız bu yüzden. Yansıtacak bir göl, bir kişi bulmadan kendimizi unutmamız, sanırım o da bu yüzden.

 

Parıltının Sebebi?

farkındaGözdeki parıltıya dönecek olursak, yanıma oturan birine rastgele soruyorum: “Sence bazı insanların gözünün parlaması, bazılarınınkininse parlamaması neden? Gözdeki ışığın sebebi ne?”. Düşünüyor, fazla değil, ve cevap veriyor: “Gözleri parlamayan insanlar o sırada başka şeyler düşünüyorlar, orada değiller. Parlayanlarsa her nerede olurlarsa olsunlar, bu metro olabilir, sokakta beklerken olabilir, her neresiyse, oradalar, kendilerini hissetmekteler.”.

Yani şimdi şu an burada, otomatik düşüncelerin uyuklamasından özgür, ayık olanlar, uyanık olanlar, gözleri parlayanlar. Yaşayanlar… Yansımamı görecek birileri bulmaya odaklanmaktan, otomatik düşünceler uykusuna dalmak - uyanıklığı, parlayan gözleri düşünürken, gözlerimin parlamasından olmak…

Bu mudur gerçekten cevap, uyanık olmak ilk ve en acil şey midir? İçimde bir yan daha aynı gün, hayatta asıl önemli olanın sonuçlar değil süreçteki davranışlar olduğu kanısına varmış. Sonuç bizden bağımsız, ama süreçteki davranışlarımız elimizde. Asıl bizi tanımlayan, bize dair olan, ve esas gelişimimizin alanı bu. O gözleri parlayanlar, göze ışığı düşecek kadar yüreğine aydınlığın hakim olduğu insanlar diye düşünüyorum. Yüreğin aydınlığıysa süreçlerdeki davranışlarımızı belirliyor ve onlarla belirleniyor anladığım kadarıyla. Ayık olmak burada büyük yardımcı etken, ama aslolanın kendisi değil sanırım. Yani ne kadar anda ve farkında olsan da, bu farkında oluş yüreğini güzel tutmak için kaldıraç olmuyorsa, kendi başına fazla bir değer ifade eder mi bilmiyorum.

 

Özgürlük ve Diğer Tüm Güzel Şeyler

özgürlükKonu bir şekilde özgürlüğe geldiğinde kafam bir bağlantı daha kuruluyor. Geçenlerde bir karikatür gördüm, bir kafesin içinde ‘özgürüğümü istiyorum!’ diye dışarıdakine bağıran bir adam, bir sonraki karede daha geniş bir kafesin içinde ve dışarıdaki soruyor: ‘şimdi memnun musun?’. Özgürlük dediğimiz şeyin gerçek bir karşılığı var mı yoksa her duruma, kişiye göre değişen insan uydurması bir kavram mı? Hangi koşullardan bir başkasına geçersek geçelim, yalnızca daha farklı koşulların, daha geniş bir kafesin mi esiri oluyoruz? Ülkenin hali, dünyanın düzeni, iş sistemi, köydeki feodal algı… Hep yakınacak farklı sınırlar bulunabilir. Ama bir de ne koşulda olursa olsun, içi bundan etkilenmeyenler var. Hapse girip bağda bahçede oturur gibi özü gür yaşayan, yazan, düşünen kişiler var. (Hatta bu aklıma bilgelikle dolu bir anime diziden şu sahneyi getiriyor.) Özgürlük dışarıyla ilgili değil, içle ilgili bir kavram diye anlıyorum. Koşullardan bağımsız, içte hür hissetmek. Metroda, işte, zor durumda, olaylarda, orada olup kendini hissetmek…

Özgürlük diye aradığımız, aşk diye aradığımız, kendini sevmek, ışık, güzel eylem, mutluluk diye aradığımız farklı farklı şeylerin hepsinin, kendi özünle olan ilişkiyle ilintili kavramlar olduğu ortaya çıkıyor. Hacı Bektaş Veli’nin şu sözü aklıma geliyor: “Her ne arar isen kendinde ara, Kudüste Mekkede Hacda değildir”. Gözün feri bence bu öz ilişkiye, bu ilişkinin getirdiklerine dair ipucu veriyor. Aslolanı hatırlatıyor, içimizden tanıdığımız, bildiğimiz, sevdiğimiz büyülü gerçeğe işaret ediyor. Bu yüzden cezbediyor.

Bu yazıyı birkaç kafa kurcalayan soruyla bırakmak istiyorum.

Birine duyulan çekim, sevgi ne demek? Kendine duyulan çekim, sevgi ne demek? Kendinde olmak, kendi merkezinde odaklanmak… Uzayda her kütlenin bir merkezi, bir ağırlığı, bir çekim kuvveti var, ve çekimine kapıldığı başka cisimler. Çekimine kapıldığının etrafında dönüyor, kendi etrafında dönüyor… Nelerin, kimlerin, hangi fikirlerin çekimlerine kapılıp etraflarında dönüyoruz? Bu rotamızı, gidişatımızı nasıl etkiliyor, bizi nereye götürüyor? Ne arıyor, nerede arıyor, nerede bulabiliyoruz? Gözdeki ışık denen şey, sence nedir?

 

 

 *Yaradıysa paylaş ki, yarasın :)

2017  Keşifkeş  globbers joomla templates